Tweetler
Kimin için Allah var, ona herşey var ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur.- @tohumsozler @OSMANLICA_LUGAT '' O (CC)'nu bulan NEYİ KAYBETMİŞTİR, O(CC)'nu kaybeden NEYİ BULMUŞTUR.''
*************************************************************************************************************
"Paradan önce dost biriktirin" İrfan Fethi Gemuhluoğlu- "Dost göze sezdirmeden gözyaşı silendir" Fethi Gemuhluoğlu
- "Dostları sıkıntılar denizinde yol gösteren yıldızlar bil." Fethi Gemuhluoğlu
**********************************************************************************************************
http://www.youtube.com/watch?v=5m7WlrhPBU0 Reşit MUHTAR DOST
http://www.youtube.com/watch?v=NFj_FtbDXdY AŞIK VEYSEL KARATOPRAK
http://www.youtube.com/watch?v=1Dwfxt-eIW8 BARIŞ MANÇO GEÇTİ DOST KERVANI
*************************************************************************************************************
****************************************************************************************************
*****************************************************************************************************
Sağım solum gözler idim / Dost yüzünü görem deyu Ben taşrada arar idim / Ol can içinde can imiş
***************************************************************************************************
http://www.ilahimerkezi.com/hakki-seven-asiklarin-sami-savni-ozer.html/
***************************************************************************************************
EY DOST SENİN AŞKIN İLE YÜRÜYELİM
Ey dost senin aşkın ile,
Yürüyelim Allah için.
Gözlerden de nemli yaşı,
Akıtalım Allah için.Bize sensin ancak gerek,
Sensiz benlik neme gerek
Cana, canan canı gerek
Yaşayalım Allah için.Dolsun gönül fikrin ile,
Dillerimiz zikrin ile,
Kur’an hadis ilmin ile,
Varsak sana Allah için.Eyle cismi nardan azad,
Cemalinle olsan abad.
Muhibbi’yi eyle sen yad
Aşk yolunda Allah için.*********************************************************************************************************
27 Eylül 2013 Cuma
TEYİP TAHİR AĞABEY ...
1920 doğumlu Teyip Tahir Ağabey namıyla maruf Tahir Gürdere’ yi Aydın Nazilli’deki evinde ziyaret ettik
Aslen Nazillili misiniz?
Bu evde doğdum. Bu evde doğup büyüdük inşallah. Nazilli Beşeli Mektebinde okuduk. Sümerbank Basma Fabrikasında 27 sene çalıştık, 10 sene ustalık yaptık, 17 sene dokuma ustalığı yaptık orada.
Kaç yaşındayken Risale-i Nur’u tanıdınız?
1951 senesinde tanıdık, 31 yaşındaydık.
Risale-i Nur’u ya da Bediüzzaman’ı nasıl duyduğunuzu, kimden duyduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Burada bir zat vardı, o da burada çalışıyordu, bizim gibi dokumacıydı, o söyledi. “Bediüzzaman diye birisi var” dedi. Kur’an kursu hocası vardı, o bilir şeflikte, Yahya Beyin kayınpederi. O da Kur’an okur. Onun yanında eski ağabeyler vardı. Eski ağabeyler de; Mustafa Öztürk, Mehmet Büker, Mehmet Ali Özdün, Yusuf Özdün ağabeylerdi. Bu dört ağabey vardı eskilerden Nazilli’ de. Sonra bu ağabeylerle de buluştuk artık ders yapmaya başladık. Eskiden talep olmadığı için kahvelerde ders yapıyorduk, Ahmet Feyzi Ağabey geliyordu. Ders alıyordu ya, hatta 1961 senesinde Zübeyir Ağabey’e dedim “bizim Nazilli’de 5 odalı bir dershanemiz var, oraya gidelim” aldım geldim Zübeyir Ağabeyi. Nazilli’de ben söylüyordum Zübeyir Ağabey yazıyordu. Risalelere, Hizmet Rehberine yazıyordu. Zübeyir Ağabeye Üstad’ın bazı mahkeme müdafaalarını okuyordum, Zübeyir Ağabey de diyordu “seni mahkemeye vermeli kardeşim, mahkemede Üstad’ın bu müdafaalarını okutmalı.” (Allah Rahmet eylesin Zübeyir Ağabeye.)
NURCU OLMAYANLARDAN NASIL PARA ALAYIM?
Peki, bu 30 kişinin hepsi nurcu muydu?
Hepsi nurcu. Fabrikada çalışanlardan. Nurcu olmayanlardan nasıl para alayım? Nurculardan aldım ben.
Maşallah, şimdi sizi gördüm böyle kim bilir o zaman -gençken- nasıldınız. İsterseniz zorla da alırsınız.
Doğru ama bizim meslekte zorluk yok. Üstad, Medenilere galebe çalmak ikna iledir, dediği gibi icbarla değildir, icbar yok yani. Biz muhabbet fedaisiyiz, husumete vaktimiz yoktur.
DÜKKAN VİTRİNİNE RİSALE-İ NURLARI KOYUYOR
Sonra gönderdiniz parayı.
Parayı gönderdikten sonra Zübeyir ağabey kitap gönderdi. Mehmet Oğuz vardı, şehit ettiler onu. Dinsiz bir komiser onu şehit ettikleri gün ben dükkâna uğradım. Savcı bir çuval Risale-i Nur’ları iade etmişti. Onları getiriyor okuyor, ondan sonra da eve götürüyor, onun teyzesinin oğlu vardı, götürüyor onun evine bırakıyor. O gün de ben işten çıktım onun dükkânına gidiyordum. O terzi öyle ki -Allah rahmet eylesin- tam şehitliği hak etti yani. Böyle kendi vitrinine kumaş koymuyor adam, Risale-i Nurları koyuyor. Böyle fedakâr birisi. Ben gelince de işten “sen oku ben dinleyeyim” diyor, dikiş dikiyor. Ben okuyordum o da dinliyordu. Ezberden okuyorum ben, Allah bize on saatten fazla bir zamanda ezber ettirmiş.
O gün komiser geliyor. Dedim usta nerede? Dediler eve gitti. Meğer o gün oruçluymuş rahmetlik. Ondan sonra polisler akşama kadar arıyor ustayı. İftar ediyor. Alıp geliyorlar karakola. Kitaplar nerede? “Bir hacıya verdim” diyor. Ondan sonra hangi hacı diyorlar. “Bilmiyorum, bir hacıya sattım” diyor. Söylemesi için başını betona vura vura, beyin kanaması geçiriyor. Sabah namazına kadar dövüyorlar, sabah namazında hastaneye yatırıyorlar. Ertesi gün sabah namazında da kimseyle görüşmüyor, komaya giriyor yani. Kimseyle konuşamıyor, ertesi günü vefat ediyor. Biz de Nazilli’deki kardeşlerle gittik, hastaneden aldık, yıkadıktan sonra evine getirdik. Büyük Camii’ye götürdük çarşıya. Sonra mahkemeye verdi kardeşi. O hain baş komiser bir buçuk sene hapis yattı. İhtilal oluyor 61 senesinde bu arada. Bir buçuk sene hapis yattıktan sonra ihtilal hükümeti af çıkardı. Bir de bu haini Aydın’a gönderdiler. Ben Diyarbakır’dayken, Türkiye’nin her bir yerine gittiğim için, Diyarbakırlı kardeşler; “Ağabey sizin oradaki komiser -o terzi kardeşi öldüren- buraya geldi. Burada ben ona dedim ki; sen nasıl bizim bir kardeşimizi öldürdün? Burada böyle bir şey yapacak olursan ilk darbe vuruşunu benden yersin.” Diyarbakırlı bir kardeş bunu böyle anlattı. Allah rahmet eylesin.
1955’te Nurları tanıdınız…
Evet, 1955’te, 1960’ta Üstad vefat etti.
Nasip olmamış, Üstad’ı göremedik. Benden bir-iki sene evvel tanıyanlar da vardı, onlar da göremediler. Allah yazmadı mı olmuyor. Üstad’ ın bizden istediği şu; her nur talebesinin vazifesi Risale-i Nur’u ehli imana bildirmek. Allah bize onu yaptırıyor. Ve bugün memurlara ders yaptık. Buradaki doktorlara ben ders yapıyorum, öğretmene ders yapıyorum. Geçen 150 tane öğretmene ders yaptım. Bura boş kalmıyor, her gün derse gidiyorum.
MAHKEMEDE RİSALE-İ NUR DERSİ YAP
Teyip Tahir, lakabını ilk defa size kim verdi?
Teyip Tahir ismi, 1967 senesinde Van’da mevlid oldu. 1967 senesinde 6 Ağustos’ta. 2 Ağustos’ta da Zübeyir ağabey, Sungur ağabey, Bayram Ağabeylerin Ankara’da mahkemeleri var. 6 Ağustos’ta da Van Mevlidi olacak. İlk Van Mevlidi. Biz 2 Ağustos’ta mahkemeye gittik. Mahkemede kimseyi içeri almadılar. Avukat Bekir Berk mahkemeye girdi. Avukat Gültekin Bey’de mahkemeye girdi. Kimseyi almadılar. -Tahiri Mutlu Ağabeyle biz Türkiye’yi dolaştığımız için- Tahiri Mutlu Ağabey dedi; “2000 kişi var mahkeme salonunda, Ankara’da Adliye Binasında. Kardeşim sen ders yap Risale-i Nurlar’dan biz de dinleyelim.” 2000 kişi etrafımda toplandı mahkeme salonunda.
Nerede?
Ankara Mahkeme Salonunda. Nurculuk yaptılar diye Zübeyir Ağabey, Sungur Ağabey, Bayram Ağabey, Said Özdemir Ağabey onlar mahkeme salonunda. 1967 senesinde bizi mahkemeye almadılar, ben de orada iki saat ders yaptım.
Ezbere?
Ezbere tabii.
Ne okuduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Hem madem dünya fani, hem madem ömür sermayesi pek azdır, hem madem cennet hayatı burada kazanılacaktır, hem madem dünya sahipsiz değildir… İmani bahisler okuduk hep. Ondan sonra kardeşler diyorlar ki; Tahir Ağabey sen bu ders yapanı polise ver. Polis de geldi. Bu adam kim? “Bu adam hoca. Siz bizi mahkemeye almadınız, bu kardeşte burada iman dersi, Kur’an dersi yapıyor, biz de dinliyoruz” demişler. Biz dinlemedeyiz diyor Tahir Ağabey. 2000 kişinin ortasında eline baktılar kitap bulamadılar. Şimdi biz orada ezbere okuduk ya, ezbere okuyunca bizim ismimiz oldu Teyip Tahir.
İlk defa kim söyledi? Hatırlıyor musunuz?
Burada Aydınlı Hasan Atıf ağabey var, bilir misin?
Evet.
Bizim teyibimiz geliyor diyordu, onlara da ezbere okuyordum. Allah rahmet eylesin Aydınlı Hasan Atıf Ağabeye. Şimdi biz bunu her yerde ezbere okuyunca teyip gibi, adımız oldu Teyip Tahir. Hani Üstad diyor ya, “ben kimseye Üstad değilim, mürşit değilim, ben sizin bir kardeşinizim, ders arkadaşınızım din kardeşinizim.” Millet bunu bize yakıştırmış. Bediüzzaman’ın dediği gibi biz kimseye “Teyip Tahir’im” demedik ki, Cenab-ı Allah bu Teyip Tahir ismini verdi.
Ezberinizde ne kadar kitap var? Gençlik zamanındaki ezberler duruyor mu?
1961 senesinde inzibata ziyarete gitmiştim. Aydın vilayeti İncirlik kazası var ya. Orada kardeşleri ziyaret ettik, yatsı namazını kıldık, yatsı namazından sonra caminin dış kısmında -Çarşı Camisi- ders yapıyorduk. Dediler ki, “Tahir Ağabey Bir Üstad Tanıyorum Bediüzzaman” şiirini okuyabilir misin? Zübeyir Ağabeyle 6 ay kaldık ya. Zübeyir ağabey saat 12’ye kadar ders yapar, 12’den sonra –ders bittikten sonra- bu şiiri okurdu. Bu şiir de Mehmet Emin Birinci ağabeyin şiiri. Ama ben Zübeyir Ağabey’den aldım.
Şiiri Risale Haber okuyucuları için de okuyabilir misiniz?
Bir Üstad Tanıyorum
Bir Üstad tanıyorum, o da Bediüzzaman,
Bir Üstad tanıyorum, en büyük bir kahraman,
Bir Üstad tanıyorum; asrın vekili ancak
Lailahe illallah, elinde duran sancak.
Bir Üstad tanıyorum, en büyük bir kahraman,
Bir Üstad tanıyorum; asrın vekili ancak
Lailahe illallah, elinde duran sancak.
Bir Üstad tanıyorum, imandan bir kaledir...
Bir Üstad tanıyorum, Nurlardan bir hâledir.
Bir Üstad tanıyorum, imanı dalga dalga,
Tard eder vesveseyi, şüphe bırakmaz akla.
Bir Üstad tanıyorum, zulme boyun eğmemiş,
Bir Üstad tanıyorum, hiçbir tâviz vermemiş...
Bir Üstad tanıyorum, cihanşümul mücahid!
Bir Üstad tanıyorum, içiyle dışı Said...
Bir Üstad tanıyorum, güneşler kadar yüksek
Hak söyler ne söylerse, bütün sözleri gerçek.
Bir Üstad tanıyorum, gözlerinden nur saçar
Bir Üstad tanıyorum, kâfirler ondan kaçar.
Bir Üstad tanıyorum, şefkatın timsalidir.
Bir Üstad tanıyorum, imânın misâlidir.
Bir Üstad tanıyorum, ıslah etmiş nefsini,
Bir asırlık ömründe kısmadı nefesini.
Bir Üstad tanıyorum, cevherdir bütün sözler,
Allah, Kur'ân Peygamber, davasının en özü.
Bir Üstad tanıyorum, ilân etti tevhidi,
Kahretti zalimleri, yere serdi mülhidi.
Bir Üstad tanıyorum, küfr-ü mutlakı kırdı,
Karanlık gönüllere imanın nuru girdi.
Bir Üstad tanıyorum, cihana meydan okur,
Yazdığı eserleri milyonca insan okur.
Bir Üstad tanıyorum, tek korkusu Allah'tan,
Yılmadı bu dünyada ne atomdan, silâhtan...
Bir Üstad tanıyorum, dünya zevkini bilmez
Vâris-i Peygamberî, Hakkın en sadık kulu.
Bir Üstad tanıyorum, imandan bir varlıktır,
Kâinatı titreten bir kuvvete maliktir,
Bir Üstad tanıyorum, yoktur cihanda eşi,
Son asrın müçtehidi, insanlığın güneşi...
Bir Üstad tanıyorum, mücehhezdir imanla,
Hizmet etti daima davasına Kur'ân'la.
Bir Üstad tanıyorum, bakidir tasarrufu
Gayesi: insanlığa tebliğ emr-i ma'rufu...
Bir Üstad tanıyorum, kalblerde mektep kurdu,
Kütle kütle insanlar onun safında durdu.
Bir Üstad tanıyorum, canileri çevirmiş,
Kalplerinden çıkarıp putlarını devirmiş
Bir Üstad tanıyorum, Allah demiş, Hak demiş,
Bir Üstad tanıyorum, şanı dünyayı tutmuş.
Bir Üstad tanıyorum, her hali müstakimdir,
Tek, biricik gayesi, sırat-ı müstakimdir.
Bir Üstad tanıyorum, ilham kaynağı Kur'ân,
Dostu da, düşmanı da cümlesi ona hayran.
Bir Üstad tanıyorum, ilmi, muhit bir deniz,
Dar gelir tefekküre koskocaman küremiz.
Bir Üstad tanıyorum, Bahr-i Ummandan derin
Kutlu olsun Üstadım bu mübarek zaferin!...
Bir Üstad tanıyorum, Allah'ın en sevgili, mübarek bir kuludur,
Gittiği yol, Hazret-i Muhammed'in yoludur.
Bir Üstad tanıyorum, hârikalar asrında!
Bir iki yıldan sonra bu cihad meydanında
Mematı hayatından hizmet ediyor zâhir,
Son asrın son vekili, son müceddid, en âhir..."
ÇANTACI NECMİ AĞABEY ....
Çantacı Necmi Abi - 9 Eylül Üniversitesi Kafeteryasında Ders - www ...
11 Haz 2007 - Risale Forum tarafından yüklendihttp://www.RisaleForum.com Çantacı Necmi İlgen Ağabey'in 9 Eylül Üniversitesi Kafeteryasında yaptığı ders
Çantacı Necmi Abi Sarhoş - WwW.RisaleForuM.NeT - Dailymotion ...
.jpg)
25 Eylül 2013 Çarşamba
AHİLİK - MÜSLÜMAN TÜRK'ün SOSYO-EKONOMİK DÜZENİ....
Ahilik http://www.ahilik.net/
Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan MüslümanTürkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. Ahi Evran'a Ahi Baba da denir.
Konu başlıkları
[gizle]Ahilik sözcüğünün kökeni[değiştir]
Bu konuda esas olarak iki iddia mevcuttur. İlk iddiaya göre kelime Arapça kökenlidir. Buna göre "Ahi" kelimesi Ahiyye'nin tekili olan "ah" kelimesine birinci tekil "ya"sı ilave olunarak "ahi" şeklinde telaffuz olunmuş halidir[1]. Bu fikre göre ahi'nin sözlük manası "kardeşim" demektir. Bu iddianın güçlü yanı, Ahiliğin ilk olarak Araplarda Fütüvvet Teşkilatı adıyla çıkması, dolayısıyla Ahilik ile ilgili terimlerin Arapça olması gereğidir. Ancak bu kanıt yeterli değildir.
İkinci iddiaya göre Ahi kelimesi Türkçe Akı kelimesinin zamanla değişimi sonucu ortaya çıkmıştır. Bu görüşün haklılık payı oldukça yüksektir. Zira bu kelimenin Ahi birlikleri içinde zaman zaman Ahi Baba şeklinde ifade edildiğini görüyoruz. Buna göre kelimenin Arapça manası ile düşünüldüğünde "Kardeşim Baba" diye bir tabir uygun düşmüyor[2]. Fakat Divânu Lügati't-Türk'te akı اقى; Eli açık, koçak, selek, cömert, yiğit, delikanlı gibi manalar ifade eden Akı kelimesiyle düşünüldüğünde "Ahi Baba" tabiri daha mantıklı görünüyor.
Bu konuda Selçuk Üniversitesi Tarih bölümünde öğretim üyesi Prof. Dr. Mikail Bayram şu görüşlerini dile getiriyor:
| « Fütüvvet, İslam dünyasında kahramanlık, yiğitlik ve cömertlik mefkuresinin adıdır. Şövalyelik nasıl Orta Çağ Batı dünyasına ait mahsus bir ülkü ise, Fütüvvet de Orta Çağ İslam dünyasına ait bir ülküdür. Nasıl ki Araplar İslam'dan önce kültürlerinde mevcut olan Fütüvvet anlayışını İslami değelerle geliştirip devam etmişler, nasıl ki Farslar "cevanmerdi" anlayışını aynı şekilde İslam süzgecinden geçirmişler,Türkler de kendi "Akılık" ülküsünü İslami ahlak ve değerlerle geliştirerek devam ettirmişlerdir. Arap kültüründe ideal kahraman, sehavet ve şecaat timsali olan Fütüvvet erinin adı "Feta", İran kültüründe "Cevanmerd", Türk kültürnde "Akı"dır. Türk Akılığı, İslamiyetle Arap Fütüvvet şiarından etkilenmiştir. Akılar birbilerine karşı kardeşçe tutumundan dolayı Akı kelimesi yerini Ahi kelimesine bırakmış ve Abbasi Devleti'nin sona ermesiyle Fütüvvet yerini Ahiliğe bırakmıştır[3]. » | |
Ahi Evran ve Ahilik Teşkilâtı'nın kuruluşu[değiştir]
Orta Asya'da hüküm süren Oğuz Yabguluğu yıkılınca 1040 Oğuz Türkleri yavaş yavaş Selçuklu egemenliği altına girerek Anadolu'ya göç etmeye başladı. Ekseriyeti göçebe olan Oğuzlar, kopup geldikleri Orta Asya steplerine benzediği için daha çok Orta Anadolu kırsalını mesken olarak tercih ediyorlardı. Dolayısıyla Orta Anadolu'nun Türkleşip İslamlaşması hızlı olurken, şehirlerde bu dönüşüm yavaştı[4]. İslam dini de, yerleşik hayatı gerekli kılıyordu[5]. İşte bu sebeple, göçebe Türkmenlerin İslâmlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu'yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirleriyle rekabet edebilmek amacıyla ve Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle Ahi teşkilâtı Anadolu'da kuruldu. Kısacası Anadolu'da Ahiliğin şekillenmesi ve köylere kadar teşkilatlanması politik ve sosyo ekonomik bir mecburiyetin ürünüdür [6].
Ahiliğin kuruluşu ve Anadolu'da yayılışı[değiştir]
Bazı araştırmalar Ahiliğin Kırşehir'de ortaya çıktığını ileri sürer. Diğer bir görüşe göre, Bağdat'ta büyük üstadlardan ders alan Ahi Evran, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı'ndan etkilenerek, 1205'te Anadolu'ya gelmesinden kısa bir süre sonra ilk olarak Kayseri'de Ahilik Teşkilatını kurmuştur..[7]
Tarihi kaynaklardan, Ahi Evran zamanında Anadolu'nun şehir ve kasabalarında ortaya çıkan Ahi kurumlarının, Ahi Evren'e bağlı merkezi bir teşkilat olabileceği imajı çıkıyor. En azından bu kurumlar, onun koyduğu ilkelere bağlı kalmış olmakla, manen Ahi Evran'in liderliğindeki geniş bir teşkilatın şubeleri gibidir. Fakat onun ölümünden sonra, bağlı olunan ilkelerde büyük benzerlikler mevcut olmakla beraber, İbn-i Batuta'nın belirtiği gibi, Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar yayılan bu kurumlar arasında organik bir bağ bulunmamaktadır. [8]
Ahilik Teşkilâtı'nın sonuçları[değiştir]
1. Ahilik, Anadolu'da köylere kadar yayılarak Anadolu'nun daha kısa sürede Türkleşip İslamlaşmasını sağlamıştır. 2. Göçebe Türkmenler yerleşik hayata geçirilerek hem İslami uyum kolaylaşmış, hem de Türk şehirciliği hız kazanmıştır. 3. 13. yy'ın ikinci yarısına kadar çoğunlukla gayrimüslimlerin Türk olmayan yerli halkın elindeki sanat ve ticaret işlerine Müslüman Türkler de katılmış ve hızlanma kazandırmıştır. 4. Türk esnaf ve sanatkarları arasında sağlanan dayanışma ve yardımlaşma sayesinde Ahilik önemli bir güç haline gelmiş,hız kazanmış, asayişin bozulduğu zamanlarda (örneğin Moğol İstilası) kendi otoritesini yürütmüştür. 5. Dini ve ahlaki yapı korunmuştur.[9]
Ahiliğin menşeî ve dinî yapısı[değiştir]
Prof. Dr. Köprülü'ye göre Ahi birliklerinin ideolojik yapısını oluşturan öğelerden birisi Bâtınîliktir ve Ahilik teşkilatı Bektaşi İslâmî bir yapı barındırmaktadır. Ayrıca seyyah İbn-i Batuta'nın ifadesine göre Ahi zaviyeleri Bektaşi dergahına mensuptur. Hacı Bektaş-ı Veli'yle Ahi Evran'ın Kırşehir'de sık sık bir araya gelip sohbet ettikleri yazılır.
Fütüvvetnâmelere göre, Ahiliğin anenevi menşei Ali'ye dayanmaktadır. Hazreti Muhammed, Ali'ye "Sen benim yoldaşımsın, ben Cebrail'in yoldaşıyım, Cebrail de Allah'ın yoldaşıdır" diyor. Sonra Salmân-ı Fârisî'ye Ali'ye yoldaş olmasını söylüyor. Salmân-ı Fârisî'de Ali'nin elinden tuzlu su içerek ona yoldaş oluyor. Bundan sonra Peygamber Muhammed, Hazreti Ali'ye: "Ya Ali ben seni tamamlıyorum ve olgunlaştırıyorum," diyerek şalvarını giydiriyor ve beline bağlıyor.Fütüvvetnâmelere göre; fütüvvetin temeli budur ve fütüvvet ehli arasında kadeh sunmak, şalvar giydirmek ve bel bağlamak, yani yoldaşlık ve kardeşlik kuralları buradan gelmektedir.[10]
Ahiliğin 7 kuralı[değiştir]
Ahi olmak ve peştemal kuşanmak için kişinin bir Ahi tarafından önerilmesi zorunludur. Üye olmak isteyenlerden yedi fena hareketi bağlaması ve yedi güzel hareketi açması beklenmektedir:
- Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak
- Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilim ve mülâyemet kapısını açmak
- Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak
- Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet kapısını açmak
- Halktan yana kapısını bağlamak, Hak'tan yana kapısını açmak
- Herze ve hezeyan kapısını bağlamak, Marifet Kapısını açmak
- Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak
Kafirler, çevresinde iyi tanınmayanlar, kötü söz getirebileceği düşünülenler, zina ettiği ispatlananlar, katiller, (kasaplar), hırsızlar, dellallar, vergi memurları, vurguncular örgüte katılamaz.
Kadınlar, Ahiliğin "kadınlar kolu" olarak adlandırabileceğimiz Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatına üye olmuşlardır.
Ahilik Teşkilâtı'nın özellikleri[değiştir]
Ahilik Teşkilatı Selçuklular döneminde ekonomik ve ticârî faaliyetlerinin yanı sıra, askerî ve siyasî faaliyetlerde de bulunmuş, aynen Bektaşi ve Yeniçeri Ocaklarının olduğu gibi Osmanlı Beyliği'nin kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır. Aşıkpaşazade Derviş Ahmet, Osmanlı'nın kurulmasında etkin olan Dört unsur arasında Ahiliği de belirtmiştir. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğu Ahi Teşkilâtı'na mensup şeyhlerdir. [11]
Ahi Teşkilâtı'nın müslümanlara has bir kurum olarak iş görmesi 17. yüzyıla kadardır. Osmanlı Devleti'nin hakimiyet alanı genişleyip, gayrimüslim oranının artmasıyla farklı dinden kişilerin ortak çalışması zorunlu olmuştur. Din ayrımı gözetilmeden ortaya çıkan bu kuruluşa da gedik denmiştir. 1727 yılından itibâren rastladığımız bu kavram Türkçe bir kelime olup tekel veya imtiyaz anlamına gelmektedir. Kavram olarak "Osmanlı bünyesindeki esnaflığa ve sanatkarlığa girişi tetkik etmek" demektir.[12] Yapı olarak ahilikten farklı olmamakla birlikte ömrü onun kadar uzun olmamıştır. Zira 1838 Balta Limanı Antlaşması'yla tekel idaresi ortadan kalkmış ve gedikler çözülmüştür.
Ahilik teşkilâtı 3 dereceli bir düzene dayanır. Her kapı üç dereceyi içerir. Bu dereceler şöyle sıralanır:
- Yiğit
- Yamak
- Çırak
- Kalfa
- Usta
- Ahi
- Halife
- Şeyh
- Şeyh-ül Meşayıh
Ahilik, Galip Demir'e göre, "Türkler'in Rönesansı"dır. Veysi Erken'e göre, Ahilik ve kurum düzeni bugünlerin şartlarında bile, 5 çekirdek ilke ile, "Toplumsal sorumluluk, Hizmette mükemmellik, Dürüstlük ve doğruluk, Ortak yaşama" ile örnek bir 'yatay örgütlenme' toplum hareketi şekilendiriyor. Erken, Ahiliğin bu yönüyle, 2000'li yıllar için bile ileri bir örgütlenme modeli sunduğunu kaydediyor.
Ahilik töreleri yaygın Türkçe deyimlere dönüşmüşlerdir. Örnek olarak "pabucunu dama atmak" sözü ahiliğin peştamal kuşanma töreni ile ilgilidir. Çıraklıktan kalfalığa geçiş töreni öncesinde eğitimi tamamlanan çırağın pabucu dama atılır. Bir yandan da artık ustalarından, kalfalarından eskisi gibi ilgi görmeyeceğini ortaya koyar bu deyim.
Ahilikte sanatkarlar gündüzleri işyerlerinde 4 aşamadan oluşan hiyerarşi içinde mesleğin inceliklerini öğrenirler, akşamları toplandıkları ahi konuk ve toplantı salonlarında aynı hiyerarşi içinde ahlakî ve felsefî eğitim görürlermiş.
Kırşehir'de kabri bulunan Ahi Evran'ın kurduğu bu teşkilatla ilgili Ahilik geleneğinin unutulmaması için Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Odaları tarafından bazı şehirlerde her yıl Ahilik haftası ve kutlamaları yapılmaktadır. Ahilik teşkilatı, gençlerin iyi yetişmesini ve meslek kazanmasını sağlardı.
Savaş, afet vs. kötü durumlarda da kuruma üyeler ve halk arasında dayanışma olurdu. Padişahlar ve diğer yöneticiler de ahilik teşkilâtını destekleyerek gelişmesini istemişlerdir.
********************************************************************************************************************************
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)
TOHUM SÖZLER
Kulseza 


.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)